Bu yazımda Türkçe yazılmış
akademik (!) makalelerde tespit ettiğim çokça yapılan yazım hatalarını ele
aldım. Başlıkta “akademik” kelimesini bu yüzden kullandım. Yoksa yazım
hatalarıyla dolu makalelerin akademik olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Zira
bilime katkı sağlaması beklenen akademik bir makalenin yazım hatalarıyla dolu
olması, okuyucu tarafından anlaşılmasını güçleştirir. Böylece makale, okuyucu
için bir eziyete dönüşür. Bu tip bir makalenin literatüre katkısı
da tartışmalı olacağından akademik olduğunu söylemek pek doğru olmaz. Öte
yandan başlıktaki “Türkçe Off” kısmının ise Türkçe Off adlı muhteşem eseriyle
dilimize sahip çıkmaya çalışan Feyza Hepçilingirler’e bir gönderme olduğunu
belirtmeliyim. Türkçenin yozlaşmaması için mücadele eden Hepçilingirler’in söz
konusu eseri hem çok bilgilendirici hem de bir o kadar eğlendirici. Eseri hâlâ
okumamış olanlar ve diline sahip çıkmak isteyenler varsa kesinlikle tavsiye
ederim.
Son cümlede “hâlâ” kelimesini
kullanmışken yeri geldiğine göre “şapka işareti kullanmama” hatasının, “sözde
akademik” makalelerde en sık yapılan yazım hatalarının başında geldiğini
belirtmeliyim. TDK’nın şapka işaretini kaldırdığına dair söylentiler yıllardır süregeliyor.
Öte yandan TDK tarafından şapka işaretinin kaldırılmadığının, hâlâ
kullanıldığının bilinmesi gerekir. Dolayısıyla yazarların, babamızın kız
kardeşi anlamına gelen “hala” yazarak hâlâ kelimesini ifade et(me)meyi
bırakması gerekiyor. Tabii bu durum sadece hâlâ kelimesi ile sınırlı değil.
Hâline, hâlihazırda (ki bu kelime çoğu makalede ayrı yazılıyor, oysaki bitişik
yazılması gerekir), imkân, şikâyet, dâhil, hikâye ve zekâ kelimeleri de şapkalı
yazılmalıdır. Buna ek olarak eğer kışın ince ince veya lapa lapa yağan kardan
bahsedilmiyorsa (ki sosyal bilim makalelerinde kastedilen çoğunlukla kelimenin
şapkalı versiyonudur) “kar” yerine “kâr” kelimesi tercih edilmelidir. Yazarlar
bu hatayı niye yaparlar? TDK’nin şapka işaretini kaldırdığını mı düşünürler?
Söz konusu kelimelerin şapkalı yazılması gerektiğini mi bilmezler? Yoksa
tembellik yapıp iki tuş (Shift+3) daha fazladan basarak şapka işareti yapmaya
mı üşenirler? Cevaplar belirsiz, sonuçlar ise aşikâr: Literatürdeki şapkalı
yazılması gerektiği hâlde şapkasız bırakılıp okuyucuyu üşüten (!) bir sürü
“halalı”, karlı” makale!..
Gelelim sözüm ona akademik
makalelerdeki kelime tembellerine! Kelime tembelleri makale boyunca “sevimsiz”
bir kelimeye dadanırlar. Sevimsiz kelime diyorum çünkü bu kelimeler akademik
yazım dilinden çok günlük konuşma dilinde tercih edilen kelimeler olmakla
birlikte genellikle Arapçadan dilimize yerleşmiş kelimelerdir. Örneğin “buna
ilaveten”, “akabinde”, “esasen” vb. kelimeler akademik bir makalede kulağa pek
de hoş gelmez. Üstelik bu kelimelerin veya kelime öbeklerinin makale boyunca
çokça tekrarlanması, metinsel ahengi bozmakla birlikte akademik üslubu da
zedeler. Buna ilaveten yerine “buna ek olarak, “ek olarak”, “ayrıca” gibi
ifadeler tercih edilebilir. Akabinde yerine “ardından”, “sonradan”, “daha
sonra” gibi ifadeler benimsenebilir. Esasen yerine “aslında”, “zaten” gibi
kelimeler kullanılabilir. Türkçede kulağa daha “akademik” gelen çeşitli
kelimeler varken bu tür kelimelere dadanıp makale boyunca aynı kelimeyi veya
kelime öbeğini kullanmak bana göre kelime tembelliğinden başka bir şey
değildir.
Sözde akademik makaleleri yazan kelime
tembelleri sadece sevimsiz kelimelere dadanmakla kalmayabilirler. Bazen aynı
kelimeyi bir cümlede birden fazla kez kullanarak da metinsel akışı bozup
okuyucuyu yorabilirler. Örneğin şu cümleye bir bakalım:
“Kullanılan ölçeklere yönelik geçerlilik ve güvenilirliğe yönelik analizler
yapıldıktan sonra tutumlara yönelik ifadeler tespit edilmiştir.”
Yukarıdaki cümle okunduğunda
(tabii okunabilirse!) cümlenin ne kadar göz yorucu hatta kulak tırmalayıcı bir
cümle olduğu anlaşılabilir. Yazarın bir cümle içinde üç kere (!) “yönelik”
kelimesini kullanarak epey tembellik yaptığı söylenebilir. Oysaki cümle şöyle
yazılsaydı:
“Ölçeklere yönelik geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapıldıktan
sonra tutum ifadeleri tespit edilmiştir.”
Ilgili cümle hem daha anlaşılır
olacaktı hem de metinsel akıcılık sağlanacaktı.
Metinsel akıcılıktan konu
açılmışken yazarların bir kelimeyi çokça tekrar edip aynı cümle içinde kullanmalarının
yanı sıra gereksiz kelime ve ek kullanmalarının da metinsel akıcılığa zarar
verdiğini belirtmek gerekir. Örneğin “yapılan çalışmalarda”, “yaptığı
çalışmada” vb. ifadelerde çekimlenen “yapmak” kelimesi son derece gereksizdir.
Bu ifadeler yerine yazarlar “çalışma” kelimesini gönül rahatlığıyla tek başına
kullanabilirler. “Çalışmalarda şu bulgulara ulaşılmıştır,” “Çalışmasında şu
bulguya ulaşmıştır,” şeklindeki kullanımlar metinsel akıcılık açısından daha
uygundur. Öte yandan “-maktadır”, “-mektedir” şeklindeki kullanımlar da her ne
kadar akademik makalelerde sıklıkla tercih edilse de metinsel akıcılığı bozan
durumlara örnek oluşturur. Bu kullanımlar yanlış değildir fakat daha kolay bir
okuma açısından bu eklerin “-ir” ekiyle değiştirilmesi gerekir. Örneğin
“…belirtmektedir” yerine “…belirtir”, “…belirtilmektedir” yerine “…belirtilir”
gibi ifadeler tercih edilirse okuyucu için daha akıcı bir anlatım sağlanmış
olur.
Özne-yüklem uyumsuzluğu ve kip
uyumsuzluğu gibi uyumsuzluklar, akademik olma iddiasındaki makalelerde metinsel
akışı bozan diğer durumlardır. Örneğin, “Yapay zekâ, pazarlamada etkin
kullanılarak işletmeyi hedeflerine doğru yönlenir,” cümlesinde özne ve yüklem
arasında bir uyumsuzluk söz konusudur. Böyle bir cümleyi okumaya çalışan
okuyucu “Acaba işletme mi hedeflerine doğru yönleniyor? Yoksa doğru hedeflere
yönelen yapay zekâ mı? Eee, o zaman yapay zekânın işletmeye katkısı nedir? Aaa,
işletmeyi doğru hedeflere yönelten yapay zekâ da olabilir!..” şeklinde
tahminler yaparak yazarın ne demek istediğini anlamaya çalışabilir. Dolayısıyla
yazarların özne ve yüklem arasındaki uyumu gözeterek cümle kurması, bu gibi
kafa karışıklıklarına sebep olmamak için çok önemlidir. Yazarların özne ve
yüklem arasındaki uyum kadar cümledeki kip uyumuna da dikkat etmesi gerekir.
Örneğin “…yeniden oluşturur ve sonuçlandırmaktadır,” cümlesinde “oluşturmak”
fiili “-ir” ekiyle, “sonuçlandırmak” fiili ise “-maktadır” ekiyle çekimlenmiştir.
Cümle içindeki fiilleri aynı ekle çekimlememek kip uyumsuzluğuna sebep olur ve
metinsel akışı ciddi anlamda bozar. Dolayısıyla örnekteki cümlenin “yeniden
oluşturur ve sonuçlandırır” veya “yeniden oluşturmaktadır ve
sonuçlandırmaktadır” şeklinde uyumlu bir kiple yazılması gerekir.
Sözde akademik makalelerde
özne-yüklem uyumsuzluğu ve kip uyumsuzluğunun yanı sıra belgisiz sıfat ve
sonrasında çoğullanan kelimeler
arasındaki uyumsuzluk da gözüme çarpan bir diğer noktadır. Türkçede “birkaç,
birçok, her, hiçbir, her bir, biraz” gibi belgisiz sıfatlardan sonra gelen
kelimeler çoğullanmamalıdır. Örneğin “birçok yazarlara” şeklindeki bir kullanım
doğru olmamakla birlikte bu kullanım metinsel ahengi de bozar. Bunun yerine
ifade, “birçok yazara” şeklinde yazılarak metinsel ahenk sağlanmalı ve Türkçe,
doğru kullanılmalıdır. Belgisiz sıfattan sonra çoğul kelime kullanmak isteyen
yazarlara ise iyi bir haberim var. Zengin Türkçemizde bu isteği karşılayan
“bütün”, “birtakım” gibi belgisiz sıfatlar mevcut. “Bütün yazarlar”, “birtakım
yazarlar” gibi ifadeleri gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.
Sözde akademik makalelerdeki metinsel
akışı bozan durumlardan bir diğeri, gereksiz yerde noktalı virgül ve virgül
kullanmaktır. Noktalı virgülün hangi durumlarda kullanılması gerektiği ne yazık
ki çoğu kişi tarafından bilinmiyor. Bu yazıyı bir Türkçe dil bilgisine
çevirmemek için bu konuda detaya inmeyeceğim. Öte yandan yazarların en azından
türdeş kelimeler arasında noktalı virgül yerine virgül kullanması gerektiğini
bilmesi gerekir. Buna ek olarak bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaması
gerekir. Bağlaçlardan sonra virgül kullanmak, İngilizceye ait bir özelliktir.
Zaten dilimiz yabancı dillerden gelen kelimelerin saldırısı altındadır. En
azından virgül kullanımı konusunda İngilizceye ait bir özelliği dilimize
yapıştırmaya (!) çalışmamak ve bu hatayı yapmamak, kişisel olarak
alabileceğimiz önlemlerden biridir. Bu tür hatalar görünce TDK’nın Tomris
Uyar’dan yaptığı şu alıntı aklıma geliyor: “Ünlü adayı genç şarkıcıların, dil bilgisiyle
fazla ilgilenmedikleri ortada.” (Tomris Uyar). Tomris Uyar yaşasaydı ona şöyle
derdim: Sayın Uyar, üzülerek söylüyorum ki dil bilgisiyle fazla ilgilenmeyenler sadece ünlü adayı genç
şarkıcılar değil =/
Yukarıdaki paragrafta bağlaçtan
konu açmışken “da/de/ki” gibi bağlaçları hâlâ ayrı yazamayan akademik(!) makale
yazarlarını gördükçe bir “offfff” çekmeden edemediğimi belirtmeliyim. Ayrı
yazması gerekirken bitişik, ek hâlinde bitişik yazması gerekirken ayrı yazanlar
mı dersiniz, bağlaçla cümleye başlayanlar mı dersiniz, bağlaçtan sonra virgül
kullananlar mı dersiniz… Bunların hepsinin bir örneğini görebileceğiniz
akademik makale iddiasında olan bir makale bulmanız ne yazık ki mümkün. Öte
yandan virgülün hatalı bir şekilde sadece bağlaçlardan sonra kullanıldığını
düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Virgül, hiç gereği olmamasına rağmen
fiilimsilerden sonra da kullanılarak hata yapılıyor. Örneğin “ölçerek”, “tespit
edilip”, “sayılmadan” vb. ifadeler zarf-fiildir (ulaç). Zarf-fiiller kendinden
sonra gelen kelimeye “kendiliğinden” bağlanır. Dolayısıyla içinde bir ahenk ve
hareketlilik barındırır. Bu ahenk ve hareketlilik itibarıyla bir zarf-fiilden
sonra virgül kullanılmaz. Kullanılması, zarf-fiilin doğasına terstir. Yani bir
zarf-fiilin ahengini virgülle bozmayınız sayın yazarlar! “…ölçülerek, analiz
edilmiştir," “tespit edilip, raporlanmıştır,” vb. ifadeler yerine “ölçülerek
analiz edilmiştir,” “tespit edilip raporlanmıştır” ifadelerini tercih ediniz.
Zarf-fiillere biraz saygı lütfen!
 |
Bir kafede çektiğim, "Türkçe Off" dedirten bir yazı Fotoğrafı çekerken ne kadar ofladıysam artık, elim titremiş biraz=/ |
Sözde akademik makalelerde virgülün
yanı sıra tırnak işareti ve kesme işareti de hatalı kullanılan noktalama
işaretleri arasındadır. Türkçede tek tırnak çoğunlukla çift tırnak içindeki bir
cümlede belirtilmek/vurgulanmak istenen bir ifade olduğunda kullanılır. Örneğin
“Tüketici davranışının arka planındaki ‘kültürel sebeplerin’ araştırılması
gerekir,” cümlesinde olduğu gibi tek tırnak, çift tırnak içindeki bir
cümlede kullanılabilir. Bu hatalı kullanıma benzer bir diğer durum da yay ayraç
ve köşeli ayraç kullanımında görülür. Türkçede söz konusu iki parantez
kullanılacaksa şu şekilde kullanılmalıdır: [(0,90)*(0,85)]. İngilizcede ise bu
durum tam tersidir: ([0.90]*[0.85]). Dolayısıyla yazarların ayraç ve tek tırnak
kullanımı konusunda daha bilinçli olmaları, yazım dili Türkçe olan makalelerin
Türkçeye “uygun” bir şekilde yazılması için önemlidir. Öte yandan kesme
işaretinin de ne yazık ki bazı makalelerde gereksiz yerde kullanıldığını
görüyorum. Öncelikle bir astronomi terimi olarak ifade edilmedikleri sürece
“dünya”, “güneş” gibi kelimeler büyük harfle yazılmamalı ve bu kelimelere gelen
ekler de kesme işaretiyle ayrılmamalıdır. İkinci olarak ise kurum, kuruluş,
kurul, iş yeri adlarına gelen eklerin de kesme işaretiyle ayrılmaması gerekir.
Örneğin “TEMA Vakfı’na” yerine “TEMA Vakfına” ifadesi tercih edilmelidir.
Kesme işaretinin ve büyük
harflerin gereksiz kullanımını, sözüm ona akademik makalelerdeki model, teori,
ölçek gibi isimlerin yazımında da gördüğümü belirtmeliyim. Bu tür isimlerin ilk
harflerinin büyük yazıldığını, isimlere gelen eklerin de kesme işaretiyle
ayrıldığını görüyorum. Oysaki model, teori ve ölçek isimleri, geliştiricisinin
ismini yani özel bir isim almadığı sürece küçük harfle yazılmalı, gelen ekler
de buna bağlı olarak kesme işaretiyle ayrılmamalıdır. Örneğin “kaynak çekiciliği
modeli” küçük harflerle yazılırken “Likert ölçeği”, ismini Rensis Likert’ten
yani geliştiricisinden almış olması sebebiyle ilk harfi büyük yazılmalıdır.
Bir makalede metnin biçimsel
tutarlılığı, okunaklılık açısından son derece önemlidir. Akademik metinlerde
makalenin yayınlandığı derginin yazım kurallarına bağlı olarak çoğunlukla Times
New Roman yazı tipi (font) tercih edilir. Times New Roman tırnaklı bir fonttur.
Metinde tırnaklı bir font tercih edildiyse metin içindeki tablolarda,
grafiklerde ve şekillerde de aynı fontun tercih edilmesi gerekir. Aksi takdirde
metnin biçimsel tutarlılığı ya da biçimsel bütünlük bozulmuş olur. Örneğin bir
yazar metin içinde Times New Roman, şekil içinde ise tırnaksız bir font olan
Calibri yazı tipini kullanmamalıdır. Şekillerde ya da Word’de otomatik tanımlanmış yazı
tipini “tembellik yapmayıp” değiştirerek metinsel bütünlüğü sağlayınız sayın
yazarlar! “Font tembeli” olmayınız, rica ediyorum.
Kelime tembelleri ve font
tembelleri olur da çeviri tembelleri olmaz mı?! Tabii ki ve ne yazık ki olur.
Sözde akademik makalelerin yazarları Türkçede “ve diğerleri” anlamına gelen
“vd.” kısaltmasını kullanmak yerine doğrudan çeviri yaptıkları İngilizce bir
makaleden aldıkları ikiden fazla yazarlı bir kaynağı metin içinde gösterirken vd.
kısaltmasının İngilizcedeki karşılığı olan “et al.” ifadesini tercih ediyorlar.
Bu tamamen çeviri tembelliğiyle ilgilidir. İşin daha vahim olan “makalede
belirtilen kaynakları okumayan yazarlar” ya da “belirttikleri kaynakları
okumadan alıntı yapan yazarlar” sorunu var ki bu yazının konusu olmadığı için
oraya girmeyeceğim. Fakat bu tembelliği yapan yazarlar ne yazık ki İngilizce
makaleden aldıkları bir cümleyi çevirirken cümlede geçen ikinden fazla yazarlı
kaynakların Türkçedeki ifade biçimine gerekli özeni göstermeden “et al.”
ifadesini olduğu gibi bırakıyorlar. Bunun yanı sıra Google Çeviri gibi çeviri
programlarında birebir (motamot) çevrildiği hâliyle programdan kopyalanıp
gerekli düzenlemeler yapılmadan makalede kullanılan cümleler de çoğu zaman okuyucu
için yorucu olabiliyor. Zira bu tür çeviri programları hedef dil odaklı çeviri
yapmıyor. Aksine, ifadede geçen kelimelerin hedef dildeki birebir karşılığını
alarak çoğu zaman kuralsız bir cümle hâlinde çeviri yapıyor. Yazar, çeviri
tembelliği yapmayıp çevrilmiş cümleyi hedef dilin kurallarına ve hedef dildeki
anlamsal karşılığa yani Türkçeye özen göstererek düzenlemediği takdirde anlatım
bozukluğu bol olan kuralsız cümlelerle dolu makaleler ortaya çıkıyor. Özet
olarak cümleler çeviri kokuyor! Daha
vahimi ise bazen kelimelerin hatta cümlelerin dahi Türkçeye çevrilmeden (yani
İngilizce hâliyle) bırakılabilmesi! Kelime tembelliği, font tembelliği ve bu
paragrafta bahsettiğim çeviri tembelliğine denk geldiğim makalelerin
yazarlarını çok özensiz, yaz(ama)dıkları makaleleri de değersiz bulduğumu
belirtmek isterim.
Yaşam tarzım gereği sürekli
yolculuk yapan biri olduğumdan farklı şehirlerin terminallerini görme fırsatım
oluyor. Kişisel olarak Türkçe yazım diline özen gösterdiğimden algıda seçilik
sebebiyle bu terminallerin girişindeki “Hoşgeldiniz” yazıları gözümü
tırmalıyor. Türkçe konusunda bilgili olanlar bu yazıların gözümü neden
tırmalandığını az çok tahmin edeceklerdir. Evet, tahmin edebileceğiniz üzere bu
ifade “Hoşgeldiniz” şeklinde bitişik değil, “Hoş geldiniz” şeklinde ayrı
yazılmalıdır. Söz konusu ifadeyi “Hoş geldiniz” şeklinde ayrı yazan terminaller
gördüğümde bu terminallere ve şehirlere sempatim artıyor. Bu ifadeyi web
sayfalarında doğru yazan üniversitelere, kapı girişinde doğru yazan kafelere ve
hatta ifadenin üzerine doğru yazıldığını gördüğüm kapı paspaslarına da sempatim
artıyor=) Benzer şekilde, ayrı yazması gereken kelimeleri bitişik yazmayıp
olması gerektiği gibi yazan yazarlar görünce de mutlu oluyorum. Oysaki çoğu
makalede ayrı yazılması gereken “çevrim içi”, “çevrim dışı”, “iş birliği”, “iş
gücü” gibi kelimelerin bitişik yazıldığını görüyorum. Hatta bu kelimelerin
doğru yazıldığı Türkçe makalelere pek az rastladığımı söyleyebilirim. Böyle
giderse TDK, bu kelimelerin yazımını değiştirip bitişik yazımı kabul edecek
gibi görünüyor. Ne de olsa dil sabit değildir, genel kullanım biçimine göre
yeni kurallar ve yazımlar benimsenebilir. Fakat mevcut kurallar çerçevesinde bu
kelimelerin doğru yazımı benimsenmeli ve kelimeler ayrı yazılmalıdır.
Kelimelerin doğru yazımı kadar
asıl anlamları bilinerek kullanılması da son derece önemlidir. Sadece akademik
makale yazarları tarafından değil, günlük dilde de sıkça yanlış kullanılan ve
galatımeşhur olma yolunda ilerleyen bir kelime olan “oldukça”, sanılanın aksine
“çok”, “fazla” gibi anlamlara gelmez. Kelime, “olabildiğince”, “yeterince” gibi
anlamlara gelir (İngiliÇÇecilerin anlayacağı dilde söylemek gerekirse oldukça
kelimesi İngilizcede “fair enough” anlamındadır). Dolayısıyla “…bu çalışma
oldukça önemlidir,” yerine “bu çalışma çok önemlidir,” ifadesi tercih
edilmelidir. Oldukçanın kullanımına oldukça özen gösteriniz sayın yazarlar!
Kelimelerin doğru yazımı
konusunda tespit ettiğim bir diğer hata, sert ünsüz harfle biten kelimelere
gelen “b,c,d” gibi yumuşak ünsüz harfle başlayan çekim eklerinin yazımıyla
ilgilidir. Örneğin “Şekil 5’de”, “Tablo 14’de”, “Grafik 3’de” gibi kullanımlar
hatalıdır. Zira 5, sert ünsüz bir harf olan ş harfi ile biter, dolayısıyla 5’e
eklenen “-de” ekinin sertleşerek “-te” ekine dönüşmesi gerekir. Benzer
sebepten, diğer ifadelerin de “Tablo 14’te” ve “Grafik 3’te” şeklinde yazılması
gerekir. Bu tür hatalı yazımları görünce “Fıstıkçı Şahap’tan hiç mi haberin
yok?!” diyesim geliyor ve diyorum tabii=) Bu hataları yapıp kelimeleri de doğru
yaz(a)mayan yazarları “Fıstıkçı Şahap’tan hiç fıstık almayan yazarlar”
kategorisine dâhil ediyorum=) (Not: Burada bahsettiğim şeyin bir kuru yemiş
markası olan Fıstıkçı Şahap Bey ile bir ilgisi olmadığını tahmin etmişsinizdir
umarım=))
Kendisine gelen makalelerin
redaksiyonunu yapıp yazarına yollayan alan editörü kimliğimle bu yazıyı yazma
gereği duydum. Alan editörlüğü yaptığım 10 yıllık süre zarfında yüzlerce makale
okudum. Bu süreçte kelime tembelliği, font tembelliği, çeviri tembelliği,
Fıstıkçı Şahap’tan fıstık almama, bu yazımda bahsettiğim diğer ve yazımda
bahsetmediğim daha pek çok Türkçe yazım hatası yapılmış makale gördüm. Bu
makalelerin redaksiyon düzeltmelerini yapıp bu düzeltmeleri yazarlara ileterek
makalelerin daha okunaklı ve okunabilir bir hâle gelmesini sağladım. Bunun için
bazı yazarlardan bu düzeltmeler sayesinde daha da bilinçlendiklerini
belirttikleri teşekkür mesajları aldım, almaya da devam ediyorum. Bu
redaksiyonları böyle bir zorunluluğum olmamasına rağmen yani tamamıyla gönüllülük
esaslı yapıyorum. Çünkü dil meselesi mühimdir. Tabii ki dile yabancı bir dilden
kelime girebilir, bu kelime dolaşıma sokulabilir (tıpkı bir önceki cümledeki
“mesele” ve “mühim” kelimelerinde olduğu gibi), dil de başka bir dile kelime
verebilir. Bunun önüne geçilemez. Zira dil, yaşayan bir varlıktır. Burada
üzerinde durmaya çalıştığım ve vurgulamak istediğim nokta, kişinin kendi dilini
doğru kullanması, dilini yozlaştırmaması ya da buna sebep olmaması ve diline
sahip çıkmasıdır. Herkesin bunu bir görev edinmesi gerekir. Özellikle bilimsel
bilgi üretme amacı ve uğraşındaki akademisyenlerin, çalışmalarının okuyucu
tarafından anlaşılabilmesi için bu konuda hassas davranması çok önemlidir. Zira
bilimsel bilgi üretmekle iş bitmez. O bilgiyi okunaklı ve okunabilir bir
şekilde aktarabilmek gerekir.
Yazım çok uzadı, farkındayım.
Fakat bu konuda epey dolmuştum. Artık yazmanın vakti gelmişti. Umarım
akademisyenlere ve yazmakla uğraşan herkese çok faydalı bir yazı olmuştur (dikkat
ediniz, “oldukça uzadı” değil, “çok uzadı”, “oldukça dolmuştum” değil, “epey
dolmuştum”, “oldukça faydalı” değil, “çok faydalı”=)).
Bundan sonra okurken “offff” dedirten
Türkçe Off makaleler görmemek dileğiyle!